21 Ekim 2013 Pazartesi

MIHLAMA NAM-I DİĞER KUYMAK


Test edilmiş onaylanmış basit ama lezzetli bir tarif daha. İçerisinde bol yağ ve kalori olduğu için sık sık yapmıyorum. Benden söylemesi sizde dikkat edin! Bu tarifi de buraya ekleyeyim. 

Basit ama uzun süre yapmayınca unutuyorum :) 


MALZEMELER:

200 gram kaşar peynir 

3 yemek kaşığı mısır unu

1,5 yemek kaşığı tereyağ

1,5 çay bardağı su


YAPILIŞI:

1. Tavada erittiğiniz tereyağının üzerine mısır ununu ekleyip kavurun.

2. Suyu ekleyip pişirin.

3. Son olarak ince parçalar halinde kestiğiniz kaşar peyniride üzerine koyup eriyene kadar karıştırın. Ve birkaç dakika daha pişirin. 

4. Peynir tuzsuz olduğu için ben biraz da tuz kattım.


Afiyet olsun :)

19 Ekim 2013 Cumartesi

Elmalı Kurabiye






Tüm zamanların vazgeçilmez kurabiyesi sanırım. Çocukken hatırlıyorum da dışta kalan kısmını bir heyecanla yerdim elmalı kısmına ulaşabilmek için. :) çocukluk işte. Buraya da yazayım tarifim kaybolmasın (**,)



Elmalı Kurabiye 


Malzemeler
  • 125 gr. tereyağı
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 1 yumurta
  • 1.5 çay bardağı şeker
  • 1 su bardağı nişasta
  • 3 su bardağı un
  •  yarım paket k. tozu
  • vanilya

İç Malzemeleri
4 adet elma
5 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tarçın
Yapılışı
1. Elmayı rendeleyin. Şekeri katın, suyunu çekip karamelize olana kadar pişirin. Soğumaya bırakın.
2. Hamur malzemeleriyle yumuşak bir hamur elde edin. Çizgili modeli yapmak için hamurdan küçük mandalina büyüklüğünde parça alıp, yarım cm. kalınlığında açın.
3. Üçte ikilik kısmına boylamasına, bıçakla çizikler atın. Boş kalan kısma elmalı  içden koyup sarın. Hafifçe  büküp ay şekli verin.
4. Yuvarlak şekli vermek için hamuru 0.5 cm. kalınlıkta açın. Su bardağıyla kesin. Bir parçanın ortasına elmalı iç koyun. Diğer parçanın ortasına artı şeklinde kesik atıp ilk parçanın üzerine kapatın. Kenarlarını çatalla hafifçe bastırın.
5. Yağlanmamış tepsiye dizin. 170 derecelik önceden ısınmış fırında üzeri hafif pembeleşene kadar pişirin. 
6. Fırından aldığınız kurabiyelerin üzerine bolca pudra şekeri serpin.

Afiyet olsun :)


NOT: Pudra şekerini evde kendim yaptım. Sizde yapmak isterseniz: 1 su bardağı toz şeker ve 1 yemek kaşığı nişastayı robotta pudra halini alana kadar çekin. Robotun dibinde köşesinde kalabiliyor sadece toz şeker, o yüzden arada bir kaşıkla karıştırın.

(Ben mısır nişastası kullandım) 

YILDIZ KURABIYE





Misafir gelicek tuzlu ne yapsam diye düşündüm araştırmaya koyuldum. Bütün kurabiyeler bir paket margarin ya da tereyağı. Onu yersek ne oluruz ya! Neyse en sonunda bu tarifi buldum, denedim ve sonuç harika.. Hem kolay hem lezzetli. Ama siz siz olun, pişirdiğiniz gün yeyin. Missss gibi :)


Yıldız Kurabiye 


Malzemeler

  • 125 g tereyağı
  • 100 g kaşar rendesi 
  • 1 yemek kaşığı yoğurt
  • 2 su bardağı un 
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1 adet yumurta
  • Bir tutam tuz

Üzerine

  • 1 yumurta sarısı
  • Çörek otu
  • Susam

Yapılışı

  1. Derin bir kapta peynir rendesini, tereyağını, yoğurt ve yumurtayı karıştırın.
  2. Unu, tuzu ve kabartma tozunu ekleyerek yoğurun, elinize yapışmayan kıvamda yumuşak bir hamur yapın. Üzerini nemli bir bezle örterek 30 dk dinlendirin.
  3. Hamuru tezgahta merdane ile 1 cm kalınlığında açın, şekilli kalıplarınızla parçalar kesin. Fırın tepsisine sıralayın.
  4. Kurabiyelerinizin üzerine fırça ile yumurta sarısını sürün, çörek otu ve susam serpiştirin.
  5. 170 derece önceden ısıtılmış fırında güzelce kızarıncaya kadar pişirin.
Afiyet  Olsun :)

28 Temmuz 2013 Pazar

Filistin Ziyaretim






Aradan uzunca zaman geçmiş olsada, Mayıs ayında Filistin'e yaptığımız geziyide not defterime kaydetmek istiyorum. Hatıralarda iyice yer etsin diye.. Gerçi unutulacak gibi değildi ama neyse :)





Londra'dan kalkan uçağımız Tel Aviv havalima iniş yaptıktan sonra pasaport kontolunden geçip beni karsılamaya gelen arkadasımla bulustum. Kendisi Hayfa şehrinde yaşıyor. ilk iki günümü arkadaşım İbtihal ve çocuklarıyla geçirdim. üçüncü gün sabahı şehir merkezinde Shtrodl Cafe'de kahvaltımızı yaptık. Şehri Stella Maris tepesinden seyredip Kubbet Abbas'ı ziyaret etmek istedik ama haftasonu oldugu için kapalıydı.





Haifa İsraillilerin hakim olduğu bir şehir. Modern, temiz, ve yaşanılası bir yer. İsrail bu bölgeleri araplardan arındırıp kendi çıkarları doğrultusunda Arapların çoğu ücra köylere sürgün ederek kendilerine yaşamaya elverişli lüx bir yer haline getirmiş.  Uzunca sahili, bol yeşil alanı, düzenlenmiş parkları, ferah havasıyla tam bir tatil şehri. Filistin'liler ve İsrailliler beraber yaşıyorlar bu şehirde. Daha doğrusu Fİlistinliler beraber yaşamaya mecbur tutuluyor. Malum işgal sebebiyle. Ama bu bölgede yaşayan filistinliler bu duruma alışmış. Ev fiyatları da oldukça pahalı bu şehirde. Hakkediyor açıkcası. Cumartesi Yahudilerin bayramı, resmi tatili, bu yüzden saat beşten sonra hayat duruyor. 



Pazar sabahı özel arabayla Eşim ve ben Ramallah şehrine geldik. Girişte kontrol noktasından geçtik ama kimlik sorgulama falan yapılmadı. İsrail'lilerin işgal ettiği bölgelere girerken pasaport kontrolu yapılıyor. Çıkarken bir sorgu yok.



Ramallah'ta kendimi Filistinde hissettim. Bölgenin tamamına araplar hakim, herkes arap, heryerde yazılar arapça, müzikler arapça. Ramallah'ta olmak bambaşka bir heyecandı. Tarihi, görülmesi gereken çok fazla mekanı yok bu şehrin. 





Ünlü Filistin'li şair Mahmut Derviş'in müzesini ziyaret ettim. Girişindeki kabrinde Fatiha okuyup dua ettim. Müze içerisinde sürekli kendi sesinden okuduğu şiirlerden oluşan videolar yayınlanıyor. Şairin el yazma şiirleri, çalışma odası, valizi, kahve cezvesi ve fincanı gibi özel eşyaları sergileniyor. Hayatından etkilenmemek elde değil. Kimisi silahıyla kimisi kalemiyle mücadele ediyor.




Ertesi gün bir çılgınlık yapıp tek başıma Kudüs şehrine gitmeye karar verdim. Eşim akşamüzeri 5'e kadar çalıştığı için bekleyemedim onu. Otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra o işe ben yola koyuldum. Ramallah ve Kudüs'ü birbirinden ayıran Kontrol noktasına gittim önce, 20 dakıka sürdü. Kontrol noktasında kendimi hapiste hissettim. Üç defa demir parmaklıklardan geçtikten sonra israil askeri pasaportumu kontrol etti. 




Çıkışta Kudüs'e giden otobüslere binip 30 dk kadar yol kat ettikten sonra şehir merkezine vardık. Yolda başımı cama yaslayıp şehri seyrettim. Asırlar öncesine dayanan yaşanmış hikayeler gözümün önünde canlandı.. Radyodan gelen Kuran sesi de ekleninde insanın tüylerinin diken diken olup gözlerinin yaşarmaması elde değil.

Sora sora Bağdat bulunur derler. Ablalarla muhabbet ede ede Mescid'e doğru yola koyuldum. İçimde ayaklarımı yerden kesen bir heyecan.. Bab El-Amod'un önüne kadar geldik. Gitmeden önce birşeyler okumustum ama genede süprizlerle doluydu. Bu kapının ardında Mescid-i Aksa'yı bulacağımı zannettim. Pekde çaktırmak istemiyorum etrafıma, tek başımayım.. Meğer bu kapının ardında bizim kapalı çarşı benzeri büyükçe bir çarşı varmış.Mescid uzak değil ama sanki ben çok uzun yol yürüdüğümü hissettim. Mescid'in avlusuna girince bambaşka bir hava var. Önce Kubbet-ül Sahra'yı gördüm. Sarı Kubbe. Gözlerime inanamadım. Sinemadayım falan diye düşündüm. Dilimde sürekli hamd var. Allah'ım ben rüyadamıyım, biri beni çimdiklesin modundayım. 




Benden gidicek olanlara tavsiye: sakın tek gitmeyin, benim gibi gözlerinize inanmanız çok zaman alabilir.
Öğle ezanı zaten okunmuştu. Önce Kubbetül Sahra yı ziyaret ettim. Namazımı eda ettim. Biraz Kuran okudum. Filistin'li bir kızla tanıstım. Vaktinin çogunu mescidte geçiriyormus. Ne mutlu!


Mescid'in bahçesinde insanlar bana tuhaf tuhaf bakıyordu. Çocuklarla konusmaya çalıştım bana sert cevaplar verdiler. Adin ne diye sordum  Abdurrahman dedi, yanındaki arkadası oğlum yalan söylemesene diye çıkştı.
Meğer işbirlikçi yanabcu kadınlar tesettüre bürünüp mescide geliyorlarmış. O yüzden Mescid ahalisi yabancuları pek hoş karşılamıyor.



İkindi ezanı yaklaşınca Mescid-i Aksayı ziyaret ettim. Girişte bi amca bana resmen pasaport kontrolü yaptı. Önce almadı mescide sonra pasaportumu gordü Türk oldugumu ve namaz kılmak istediğimi söyleyince müsaade etti :) Önce çok kırıldım ama ordaki insanlarda haklı. Korkmuşlar ve tek dertleri mescidi korumak.
Bambaşba bir atmosfer Mesciddeki. Namazımı kıldım, biraz etrafı temaşa ettim. Çok fazla hareket edemedim mescid içerisinde ama orda bulunmak namaz kılmak o havayı teneffüs etmek bambaşka birşey!! Kifaya :)

Namaz sonrası Mescidin avlusundak danışma bürosundaki abiye Ağlama duvarına nasıl gideceği sordum, biraz çıkıştı abi bana "biz müslümanlar Haid-ul Burak yanı Burak Duvarı deriz" dedi ve tarif etti. Tek başıma girmenin problemlem olabileceğini söyledi ama ben şansımı denedim ve bi sorun cıkmadı elhamdulillah. Oranın girişinde de güvenlikten geçtim.



Akşam üzeri Ramallah'a geri döndüm. Kıbbe sandviç vardı akşam menümüzde :) içli köfte gibi. Çok lezzetli. 

Ertesi gün tekrar Kudüs'teydim. Önce bir otobüse daha binip 40 dk yol gittikten sonra Bethlehem şehrine gittim. Hz. İsa'nın doğduğu rivayet edilen Mehd Kilisesi, Hz Ömer camii ve  Eski çarşısını ziyaret ettim. Burası da harika bir yer. Hiç unutmam sanırım çarşıda ufak bir ayakkabıcı dükkanındaki amcanın resmini çekmek istedim. Müsade etti sonrasında teşekkür edince bana "kol youm ta3ala" yani her gün gel dedi. Harika bir insan :) 







 


Bethlehemden Kudüs'e girerken gene kontrol noktosından geçtik. Yanyana iki mescidi bir kez daha ziyaret ettim.  Bu son ziyaretimdi. Mescitten çıktıktan sonra konuştuğum arap bir abi bana yaşadıklarından bahsetti biraz. Normal İsrailliler ile aralarında bir problem olmadığı beraber rahatça yaşadıklarını ama dindar yahudilerin (siyah takım elbise ve siyah şapka giyip saçlarının yanlarını uzatanlar) rahatsızlık verdiklerini söyledi. Yakınındaki birkaç kliseyi ziyaret ettim bu sırada sesli bir şekilde dua ederek kliseye gidenlere gülüp bu  nasıl bu böyle ya şarkı söyler gibi deyince abi bana "şşşş sessiz ol, öyle deme, arkadaşım hristiyan alınabilir" dedi. Utancımın doruk noktası...




Aynı abi beni çarşının ortasında fransızların satın alıp otele çevirdiği tarihi bir binanın terasına çıkardı. Sadece otel müşterilerinin girdiği halka kapalı bir yer ama buda arap bir abinin müslüman kardeşine jesti :) Terastan Mescidi Aksa, Kubbetül Sahra, bir çok klise, ariel şaronun evi, abinin kendi evi, müslümanların ve israillilerin evlerini ve hikayelerini teker teker anlattı. İsraillilerin çatılarında kendi bayrakları olmasına rağmen hiç bir Filistin bayrağı görememek üzücüydü!


Gazze'de doğup büyüyen, Kudüs'ü ve Mescid'i Aksayı hiç ziyaret etmemiş olan Muhammed kardeşimin benden ufak bir isteği vardı. Büyük bir mutlulukla onu da yerine getirdim. Umarım oda mutlu olmuştur. 





Dualarımız Kudüs'ün ve tüm Filistinin özgürlüğüne kavuşması ve müslüman kardeşlerimizin kendi ibadet hanelerinde rahatça ibadet etmesi yönünde. 

Bu arada Ramallah Caesar Otelde kaldık. Hizmet, temizlik, kahvaltı herşey çok güzeldi.

Doyamadığım günlerdi. Umarım tekrarı nasip olur. 

Dönüş yolunda baya sıkıntı cektik. yaklaşık iki saat kadar hava limanından önceki kontrol noktasında bekletildik. Çantalarımız arandı. Havalimanında da birçok kez güvenlik kontrolunden geçtik. Her defasında çantalarımız didik didik arandı. Allah'a şükür erken yola çıkmıştık. Vakit sıkıntımız olmadı.

Son olarak Kudüs şehrinden bir grup çocuk. Önlerinden geçen turistlere yüksek sesle gülüp kendilerinde eğleniyorlardı. Beni görünce durun durun bu bayan müslüman dediler. Biraz muhabbet ettik. :)



Sürç-ü lisan illa ki etmişimdir. Affola.

Selametle

5 Mayıs 2013 Pazar

Aktarmali Uçuşlarda Transit Geçiş



Merhaba

Geçtiğimiz ay Türkiye'den İngiltere'ye dönerken aktarmalı bilet aldım. Açıkçası çok gergindim aktarmalı uçuş yapmak, uçak değiştirmek , başka bir ülkenin havalimanında 8 saat beklemek vs beni korkutmuştu öncesinde.

Uçuştan iki saat önce Atatürk Havalimanında check-in yaptırırken görevli yanındaki arkadaşına transit vizesi var mı diye bakıyorum dediğini duyunca kalp atışlarım yükseldi. Dedim bide transit vizesi mi alacaktık, ilk defa duyuyordum, hayırdır bi problem mi var diye sorunca, " arkadaş stajyer ona nelere dikkat ettiğimizi gösteriyorum dedi. İçim rahatladı.Neyse vaktinde uçağa bindik, kalkıştan yaklaşık bir saat sonra Romanya Bükreş'te bir havalimanına iniş yaptık. Uçaktan inip, pasaport kontrolüne gitmeden tabela vardı transit geçiş diye, o tarafa yöneldim. pasaport kontrolünden sonra x-ray cihazından geçip bekleme bölgesine geçtim. Mağazalar, kafe, restoranlar, Wc vs herşey var anlayacağınız. :)


Bu arada aktarmalı uçuşlarda normal olan İst. Atatürk havalimanında check-in yaptırırken iki tane boarding kart vermeleri. Ama sistemde problem olduğu için ben Bükreş havalimanından uçuştan yarım saat önce boarding kartımı aldım. 


Böylece ufak bir macera daha sona ermiş oldu.  :)



 İSTANBUL > KİEV > LONDRA

İkinci bir aktarmalı seyahatim İstanbul'dan Londra'ya Ukrayna (Kiev Byrispol) havalimanı aktarmasıyla gidişimdi. Bu sefer Atatürk havalimanında iki tane boarding kart verdiler. Valizimi check-in yaptırırken teslim ettim ve Londra'ya iniş yaptıgımda aldım. Sanırım valiz transit gitmiyor o direk :P şaka bir yana transitte valizle işiniz olmuyor. Onlar hallediyorlar.

Zaten Transit yolcuların beklediği salon pasaport kontrolunden önce. Valiz alımı ise pasaport kontrolunden sonra. 

Transit vizesi hangi ülkeler için geçerli bilmiyorum ama türk vatandaşları Romanya ve Ukrayna'dan vizesiz geçebiliyorlar. 

Bu tarz yolculuklarda yanınızda euro bulundurmanızı tavsiye ederim ;) ben yemeğimi de yanıma almıstım bekleme sürem uzun oldugu için ama sıvı malum alamıyorsunuz. 

*Bu konularda bir sorunuz varsa yorum bırakabilirsiniz. 

22 Mart 2013 Cuma

Bir Güzellik Daha :)



Yaklaşık 4 aydır bana bisiklet alma niyetindeydik. Gittiğimiz mağazalarda birkaçını denemiştik. Buda onlardan biriydi. Dün ikinci el ürünler satan bi internet sitesinde bu bisiklete rastladım. İlan birkaç saat önce verilmişti. -Tahminimce orta yaşlı- italyan bir bayan geçtiğimiz sene satın almış ama çok az kullanmış. Bahçesinde bekliyormuş bu güzellik. İlan sahibini arayıp akşam buluştum. Bisikleti kilidi, ışıkları ve kaskı ile beraber yarı fiyatından biraz fazla bi ücretle satın aldım.

Otobüse binmektense, arada sırada eşimin bisikletini kullanıyordum kursa giderken. 1 saatlik yolu bisikletle gidip gelmek çok yorucu değil ama Londra'nın sert ve kuru havası yüzümü yıpratıyor. Artık havalar güzelleşti. 

Rastladığım bir trafik kazasından sonra bir hayli korksamda trafiğe çıkmaya, spor yapmaya ihtiyacım var ve bu en güzel vesile. 





16 Mart 2013 Cumartesi

Dışarda yağmur, bir elimde çay bir elimde kitap... diyemeyeceğim malesef




Hava aralık-ocak- şubat aylarında bile bu kadar soğuk değildi. Martın tam ortasındayız, oldukça soğuk ve yağmurlu bir hava var. 

Soğuğun etkisiyle sanırım haftasonuna depresif bir giriş yaptım. Üzerimde bi kırgınlık, içimde bi isteksizlik.. Çay yaptım kendime yanında tatlı birşeyler ve bu postu yazmaya başladım.




Önceden böyle havalarda yapacak önemli bir işimizde yoksa oturur kitap okurduk. Şimdi dikkatimi çektide boş boş internette dolaşıyorum bunu yapmak yerine. 

İstanbul'dan dönerken yanımda 10 kadar kitap getirmiştim ikisi bitti bile. Bu yazıyı yayınlayınca kitabımı elime alacağım.  

Ahmet Şerif İzgören'in "Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır kitabını okudum." diğer kişsel gelişim kitaplarına çok benziyor.  Tolstoy'un "İnsan Ne ile Yaşar?" kitabını Murat Çiftkaya tercümesi ile okudum. Klasikler bana hep sıkıcı gelirdi. Ama yanılmışım. Tolstoy bir başka imiş. 




Sırada ki kitaplarımdan bazıları İskender Pala'nın OD, Ece Temelkuran'ın  Muz Sesleri, Debbie Macomber'in serisi, Rasulallah'ın Aile hayatı, Rasulallah'ın bir günü vb. 

Açık bir hava, huzurlu ve mutlu günler diliyorum
:)

Önemli not: Bana resimdeki fincanı ve takımını hediye eden arkadaşım Elif'e teşekkürler.
Keyifle çayımı yudumluyorum.

11 Mart 2013 Pazartesi

Limonlu Revani


Türkiye'den döner dönmez misafir ağırlamaya başladım. Tatlı olarak ne yapsam diye düşünürken aklıma revani geldi. Uzun zamandır yememiştim. Daha önce yaptım mı hiç hatırlamıyorum ama bu revaniyi mutlaka deneyin derim. 

Üstüne birazda krem şanti sıkarsanız hem görünüm açısından hoş olur hemde şerbetli tatlıyı biraz hafifletir.





Malzemeler:

  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı irmik
  • 1 su bardağı un
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1 limon kabuğu rendesi ( Çeşme limonu tercihli)
  • 1 kabartma tozu
  • 1 vanilya

Şerbet için:

  • 3 su bardağı şeker
  • 3 su bardağı su
  • yarım limon suyu


Yapımı:
1-Yumurtaları mikserle 2-3 dakika kadar çırpın ve şekeri ilave ederek kar gibi olana kadar çırpmaya devam edin.
2-Sıvıyağ ve yoğurdu ilave ederek 1-2 dakika daha çırpın.
3-İrmik ve limon rendesini ilave ederk 1-2 kez  karıştırın.
4- Unu içine kabartma tozu ve vanilyayı karıştırarak eleyin. Yumurtalı karışıma ilave ederek tahta kaşıkla bir iki kez karıştırın ve yağlanmış fırın kabına dökün.
5- 170 derecede önceden ısıtılmış fırında 45 dakika kadar üzeri iyice pembeleşene kadar pişirin. Kürdan batırarak pişip pişmediğini kontral edin.

Şerbetin hazırlanması:

6- Şerbet için pişirme tenceresine şeker ve suyu koyun. Orta hararetli ocakta şerbet parlayana kadar 20 dakika kadar kaynatın.
7-Sıkılmış yarım limon suyunu ilave edin ve 5 dakika daha kaynadıktan sonra ocağı kapatıp tamamen soğumasını bekleyin.
8-Tatlınızı ister kare kare, ister baklava dilimi şeklinde kesin vu şurubunu üzerine gezdirin.
 Not: Limonlu revani için şerbetinizi önceden kaynatıp tamamen soğumasını bekleyin. Tatlınız sıcak, şerbetiniz soğuk olmalı…
Afiyet olsun...

2 Mart 2013 Cumartesi

Canım İstanbul


Yaklaşık on gündür İstanbul'dayım. Yoğun günler geçiriyorum gezmeli tozmalı :) üstüne birde soğuk algınlığı eklenince hiç yazamadım bloğa. 

Nasipse birkaç gün sonra Londra'ya dönüş yolculuğu var.

İnsanın yüreği iki parçaya bölünebiliyormuş. Sevdiğin yoksa senin öz vatanında, sen gurbet yaşarmışsın aslında. 

Bunu da öğrenmiş oldum. 

Bir yanım İstanbul ve Dostlarımdayken diğer yanım Londra'da, Eşim'de. 




İstanbul demek, çay demek. Çay: muhabbet, dostluk, samimiyet. Tabi türk kahvesi, sahlep, bitki çayları vs de var ayrıntılara hiç girmiyorum.
:)


Neyse ben şimdi bir ıhlamur içeyim. Ağrıyan boğazıma ve kısılan sesime iyi gelsin diye. 

Üstad Necip Fazıl'ın sözleriyle kapatayım bu yazıyı



"Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! 
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... 
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, 
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. 
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından 
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından. 
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; 
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... "

14 Şubat 2013 Perşembe

London Style Cupcake :)




Daha önce internetten tarifini alıp denediğim ve başarısızlıkla sonuçlanan bir cupcake operasyonundan sonra, dedim bu böyle olmaz! (bu konularda kendime güvenim her ne kadar az olsa da) Bir cupcake uydurdum. 

Ayıptır söylemesi çok güzel oldu :) Yiyenler teşekkür ve beğenilerini sundu. 

Tarifini vermeden önce açıklık getirmek istediğim bir nokta var. Bu kekin kendisi muffin kek ama üzerinde ki  krem şanti ve süslemeler cupcake havasında :)

Kek için:

       (12 adet kek)
·                                 250 gr. un (8 yemek kaşığı tepeleme un)
·                                 150 gr. toz şeker (1 su bardağı)
·                                 2 yumurta
·                                 3 çay kaşığı kabartma tozu
·                                 1 paket vanilya
·                                 100 ml. sıvı yağ (1 kahve fincanından birazcık fazla)
·                                 150 ml. yoğurt (1 su bardağı)
·                                 Kek kalıbı 
·                                 Kuru üzüm ve biraz portakal yada limon kabuğu

Üzeri için: 

·                                 Krem şanti
·                                 İsteğinize göre süs malzemeleri


YAPILIŞI:

  1. Bir kapta toz şeker, vanilya ve yumurtaları çırpıcı ile 5 dk. karıştırın.
  2. Üzerine yoğurt ve sıvıyağ ekleyip tekrar elde çırpıcı ile çırpın.
  3. Ayrı bir kapta un ve kabartma tozunu eleyin ve karıştırın.
  4. Bu aşamada sıvı karışımı unlu karışımla birleştireceğiz. Sıvı karışımı yavaş yavaş unlu karışıma tahta kaşıkla karıştırarak ilave edin. Sonrasında mikserle homojen bir karışım elde edene kadar  karıştırın. 
  5.  İçine yukarıdaki istediğiniz karışımdan yapabilirsiniz. Eğer çikolata parçacıklı isterseniz 100 gr. çikolata parçasını karışıma ilave edin. Ya da benim yağtığım gibi biraz kuru üzüm ve portakal kabuğu ekleyebilirsiniz.
  6. Her kek kağıdına 2 yemek kaşığından biraz az karışmdan koyun.
  7. Önceden ısıttığınız 180 derece fırında yaklaşık 20 dk. pişirin. Üzeri altın-kahve renginde olunca fırından alın.
  8. Fırından çıkarttıktan sonra 5 dk. soğuması için bekleyin.
  9. Soğuduktan sonra krem şanti ve dilediğiniz malzemelerle süsleyin.
Cupcake kalıplarım İngiltere bayrağı ve süslemelerimden kırmızı otobüs, telefon kulübesi ve posta kutusu olunca kekin adının "London Style Cupcake" olması da kaçınılmaz oluyor. 

Afiyet olsun :)

13 Şubat 2013 Çarşamba

Londra Turu - 3

Bir plan yapıp dünde Londra'nın merkezine gittim. Güzelce gidebileceğim yerleri internetten araştırım liste yaptım. Her zaman olduğu gibi "travel day card" yani 9 pound karşılığında günlük ulaşım kartı aldım. Bu kartla tren, metro, otobüs, tramway hepsini bir gün içerisinde ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Welhasılı kelam yola çıktım. Trande farkettim ki listemi evde unutmuşum. Aklımda kalan iki yeri ziyaret etmeye karar verdim. Notting Hill ve Portobella Market. 








Rengarenk evler, antikacı dükkanları, şirin şirin hediyelik eşya satan mağazalar... Kısacası görsellik açısından çok zengin bir yer. Tabi bir o kadar da pahalı. 

Günün akşamında da ders çalışmakta olan eşimi kandırıp Oxford Street'e birşeyler içtik. O kütüphaneye ben eve döndüm. 

Eğer eşiniz hala öğrenciyse işiniz biraz zor. Onu hem işiyle hemde okuluyla paylaşmak zorundasınız. ;)

Güzel bir gündü vesselam!... 

9 Şubat 2013 Cumartesi

Londra Turu - 2

Geçtiğimiz günlerde Londra gezilerime bir yenisini daha ekledim :) İşe günlük seyahat kartı almakla başladım. İkinci olarak da ne zamandır arayıp ta bulamadığım Londra haritasını satın aldım. 





İlk durağım British Museum'du. Dünya'nın her yanından getirilen seçkin Eskiçağ yapıtları ve etnografya koleksiyonlarını kapsayan müze. En çok ilgimi çeken kısım Mısırlıların mumyaladıkları cesetler ve yunanlıların heykelleri. O kadar büyük ki bir süre gezdikten sonra sıkıldım eskiçağdan kalma tabak bıçak görmekten :) 





Daha Sonra Londra'da ki meşhur çarşılardan biri olan Covent Garden Market'e gittim. Bir nevi bizim kapalı çarşı gibi ama çok küçük. Oldukça pahalı bir yer. Bir mutfak önlüğü 20 pound :O  



Bir sonraki durak Piccadilly Circus. Oldukça kalabalık biryer. Turistler için hediyelik eşyalar satan dükkanlar falan var. Tabi Londra'nın diğer yerlerinde olduğu gibi burdada bizimde bildiğimiz dünyaca ünlü zara, topshop, (ya da mcdonalds gibi) markaların şubeleri var. Londra'ya gelen her türkün burda fotoğrafı var. Benim olmaz mı? :P



Bu da Londra'nın taksilerinden reklam almış olanı :) burda taksiler genelde siyah.


Öyle güzel bir gündü işte :)